Amerika Birleşik Devletleri ile Suudi Arabistan, sivil nükleer enerji teknolojileri alanında tarihi bir adımla “123 Anlaşması” ve buna bağlı karşılıklı güvenlik tedbirleri protokolünü resmi olarak imzaladı. ABD Enerji Bakanlığı tarafından duyurulan bu gelişme, iki ülke arasında onlarca yıl sürmesi planlanan milyarlarca dolarlık devasa bir stratejik ortaklığın hukuki zeminini oluşturuyor. Anlaşma sayesinde Amerikan firmaları, Suudi Arabistan’ın yürütmekte olduğu nükleer enerji programlarına doğrudan erişim sağlama hakkı elde etti.
ABD Enerji Bakanı Chris Wright ile Suudi Arabistan Enerji Bakanı Prens Abdülaziz bin Selman tarafından imzalanan mutabakat, nükleer silahların yayılmasını önleme prensiplerine bağlı kalarak ticari ve teknolojik altyapıyı büyütmeyi hedefliyor. Yapılan ortak açıklamada, anlaşmanın Amerikan tedarik zincirlerine, iş gücüne ve sanayisine yüksek katma değer sağlayacağı belirtildi. Aynı zamanda Suudi Arabistan’ın hızla artan iç enerji gereksinimini karşılamaya yönelik atılan bu adım, ABD’nin küresel sivil nükleer pazardaki rekabetçi gücünü yeniden üst seviyeye taşımayı amaçlıyor. İnceleme süreçlerinin tamamlanması amacıyla metnin 2026 yılı içerisinde ABD Kongresi’ne sunulacağı aktarıldı.

İmza töreninin ardından değerlendirmelerde bulunan ABD Enerji Bakanı Chris Wright, Başkan Donald Trump liderliğinde Amerikan nükleer sektöründe yeni bir dönemin başladığını ifade etti. Mutabakatın dünyanın en ileri nükleer altyapısına dayandığını belirten Wright, bu ortaklığın iki ulusa da refah ve güvenlik getireceğini vurguladı. ABD Enerji Bakanlığı ise iş birliğinin nitelikli istihdam yaratacağını, teknoloji ihracatını artıracağını ve iki devlet arasındaki müttefiklik ilişkilerini daha derin bir boyuta taşıyacağını duyurdu.
Uzmanlar, Riyad ile Washington arasında sağlanan bu derin iş birliğinin Orta Doğu’daki dengeleri ve küresel enerji politikalarını doğrudan etkileyeceğini öngörüyor. ABD’nin bölgedeki varlığını nükleer teknoloji kanalıyla güçlendirmesi, Çin ve Rusya’nın Orta Doğu üzerindeki artan etkisini dengeleme stratejisi olarak değerlendiriliyor. Suudi Arabistan’ın sivil nükleer kapasitesini geliştirmesi, ülkenin petrol odaklı enerji kaynaklarını çeşitlendirmesine imkan tanırken, 2026 ve sonrasında küresel nükleer yatırımların ivme kazanmasına da öncülük edecek bir gelişme olarak görülüyor.